Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2012 Cuma

Kayınvalide'den Güzel Bir Ders

          Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu. ...

           Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar… Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. 

          Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi. Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. 

          Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: " Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir bildiğin var." dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi: 
       - Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak . . .

16 Eylül 2012 Pazar

Aşık Olmak İle Sevmenin Farkı

Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar (?)
Cevaplamış Şems:
"Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez.
Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez.
Tek fark sensin..
"Seni özel kılan; sevdiğin değil, sevgin"

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Asıl Anavatanımız: Çocukluğumuz...

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

25 Mayıs 2012 Cuma

Gönül Kapısı

Onsekizinci yüzyıl İngiltere’sinin ünlü ressamlarından William Holman Hunt’ın bir tablosu Londra Kraliyet Akademisinde sergileniyordu. Bir bahçeyi tasvir eden bu tablosuna, Hunt “Kâinatın Işığı” adını vermişti. Tablo geceleyin bir bahçede duran bilge görünümlü bir adamı resmediyordu. Adam serbest kalan eliyle bir kapıya vuruyor ve içeriden bir cevap bekler halde duruyordu.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Bir Aşkın Yaptırdıkları...

          Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır. Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir. Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!

18 Mayıs 2012 Cuma

Anne Olmak

          Japonya’da olan bir depremde kurtarma ekibi genç bir kadının yaşadığı enkaza ulaşırlar. Yıkıntıların arasında kadının cesedine ulaşırlar.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Eş Olmak...

İnsanın eşi olmalı bakarken yüreğinin kabardığı,gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı,aşık olduğu bir eşi olmalı!..

Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp, şükürler etmeli Yaradana...

11 Mayıs 2012 Cuma

Eşekli Kütüphane

Yıl 1943.
Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

10 Aralık 2011 Cumartesi

SADIK EŞ

                Akşamdan kalma adam, büyük bir baş ağrısı ile sabah uyanmış. Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor. Yatağının ayakucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş. Aspirinleri içerken, komodindeki not dikkatini çekmiş;
“Sevgilim, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum erken dönerim. Seni seviyorum.” Kalkıp giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. Bakmış oğlu oturmuş kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş;

5 Aralık 2011 Pazartesi

MAHKEME

        Birini döven adamı hakimin karşısına çıkarmışlar, Hakim sormuş:
-           Nerede yaşıyorsun?
-           Orada burada.
-           Ne iş yaparsın?
-           Onu bunu.
-           Dövdüğün adamı tanıyor musun?
-           Şöyle böyle.
-           Ne demek yani, nereden tanıyorsun?
-           Oradan buradan.
Hakim dayanamamış:
-           Anlaşıldı, götürün bu adamı, tıkın içeri!
İki jandarma koluna girmiş götürürlerken adam hakime seslenmiş:
-           Hey bir dakika! Ne zaman çıkacağım ben buradan!
Hakim cevaplamış:
-         -  Bugün yarın…

Şeftali Çekirdeği

Küçük çocuk şeftali çekirdeğini dişiyle kırabilmek için uğraşıyor fakat zorlanıyordu. Babası ona dedi ki:
-      Oğlum şeftali çekirdeğini dişinle kıramazsın.
Çocuk şeftali çekirdeğini dişiyle yeniden zorladı. Şeftali çekirdeğinin traktör lastiğini andıran pütürlü sert kabuğu dişlerinin yüzeyini zorlayarak çıtırdattı… elini acıyan dişine götürdü çocuk. Dişi sallanıyordu.
-      “Oğlum” dedi babası yeniden. “Şeftalinin çekirdeği serttir, yazık edersin dişlerine”
Çocuk inat ediyordu. İlle kıracaktı bu sert çekirdeği. Yere koydu, ayakkabısının topuğuyla üzerine bastı. Kırılmıyordu çekirdek.
-      “Sen inatçıysan ben senden daha inatçıyım” dedi çocuk.

22 Kasım 2011 Salı

Zeka Küpü Koca


Karı-koca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar. Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar. Birkaç saat sonra kadın uyanır ve kocasını uyandırır. Adam uyku sersemidir; güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır: “ne oldu, ne istiyorsun?” diye sorar:
“Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle”
Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:
“Bunun için mi uyandırdın beni? Baktım işte. Bir sürü yıldız, ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız.”
Karısı tekrar sorar; “Peki bu neyi gösteriyor?”
Artık iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir:
“Teolojik olarak Allah’ın kudretini ve kendi acizliğimi görüyorum.
Felsefi olarak, evrenin sonsuzluğunu ve onun karşısındaki önemsizliğimi görüyorum.
Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum.
Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum.
Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olduğunu görüyorum.
Niye sordun bunu bana? Sana neyi gösteriyor?
-Necati çadırımızı çalmışlar!...